Cumartesi, Kasım 04, 2006

Pazarlama Kongresi Kaç ‘Gugıllık’

Daha Güçlü Bir Türkiye İçin Daha Çok Kongre İstiyoruz!

Bir TV reklâmında iki yaşlı dosttan biri diğerine, “Sen zaten bu programı sevmezsin, artık gidersin. diyor, diğeri de, “Niye gidecekmişim, ne güzel Pakpen’li evi bulmuşum” deyip koltuğa iyice yerleşiyor. Onun gibi ben de, “siz zaten Pazarola’yı, PazarAkademi'yi okumazsınız, artık başka köşelere gidersiniz.” diyeceğim. Ama yine de siz bilirsiniz.

Haberiniz oldu mu, bilmem. Geçen hafta İzmir’de bir Pazarlama Kongresi yapıldı. Geçen ay da İstanbul’da Marketingİst düzenlenmişti. Kendilerine “Pazarlamanın emekçileri” sıfatını yakıştırdığım onbinlerce pazarlamacı Marketingİst ile hayatın içine girmeyi başarmışlardı. Gel gelelim, 11. Ulusal Pazarlama Kongresi’ne katılan MarketingEğitist’ler (pazarlama eğitimcileri) veya (İzmir’i de katarak söylersek) Pazarlamaİzm’ciler) varlıklarını ne halka ne de pazarlamacılara hissettirebildiler. Pazarlama sevdalılarının bunun sebepleri üzerinde durup düşünmesi lazım. PazarlamaEğitistleri’nin kendilerinin tam beceremedikleri ve daha henüz birbirlerine bile doğru dürüst anlatamadıkları pazarlamayı iş âlemine ve halka nasıl anlatacaklarını cidden merak ediyorum.

Pazarlamanın kongresi olur da kongrenin pazarlaması olmaz mı? Olur, olmasına da, “Pazarlama” gibi “Kongre Pazarlaması da maalesef hak ettiği bir değere ve öneme sahip olamadılar.

Kongre Pazarlaması”nın incelikleri bir kitap doldurur. Birkaç noktasına işaret ederek yazımızı tamamlayalım.

Bir kere kongre düzenlemekle kongre pazarlamanın ayrılmaz ikizler olduğunu baştan kabul etmek lazım. Bir kongre önce doğru bir fikirle doğar. Bu fikir etrafında onlarca yıl sürecek, onbinlerce kişiyi ilgilendirecek bir ilişkiler ağı tasarlanır. Pazarlamanın bir ‘emprezaryo’ bir ‘maestro” olma görevi o anda başlar. Ondan sonra yıllar sürecek bir hazırlığa girişilir. Kongreyi kim düzenleyecekse, önce bu fikri ve konuyu kafasına iyice yerleştirir. Bunu, konunun ilgili uzmanlarına “satar”. Bu arada kongrenin planları hazırlanır. Bütçesi, muhtemel yerler, tesisler, organizasyonu, ilgili kişiler, nasıl etkilenecekleri, yerin ve mekânın hangi yönlerinin öne çıkarılacağı, hangi tür konulara el atılacağı, o yılki temanın ne olacağı, tanıtımın nasıl yapılacağı, “müşteri çekmek”, katılımı arttırmak için neler yapılacağı, kimlerle ilişkilere geçileceği, kongre sırasındaki gezi, konuşma, yemek, toplantı, tartışma, uygulama vs. türünden faaliyetler, kimlerden destek alınacağı, sponsorluklar, şovlar, kongre duyuruları, yayınlar, aktiviteler ve benzeri bir dizi faaliyet, büyük bir orkestra titizliğiyle hazırlanır.

Günü gelince hazırlıklar sahneye konur, oyun, yani kongre, oynanır ve kongre sonrası faaliyetlere girişilir. Öncesiyle, sırasıyla, sonrasıyla tam bir pazarlama süreci yaşanır. Ardından kongrenin biri biter, diğerine başlanır. Vesaire.

Memleketimiz kongre pazarı bakımından her türlü imkân ve avantaja sahip. Denizli, Bursa, Konya, Kayseri, Trabzon potansiyel vadeden şehirler. Kongrenin konusuna ve katılımcılarına bağlı olarak minicik bir köy/kasaba dahi kongre için çok cazip bir mekân olabiliyor. Davos’u ne zannediyorsunuz? Bir kongre turisti normal turiste oranla dört kat daha fazla para bırakıyor. Türkiye’nin kongre gelirlerini kolaylıkla on katına yani 2 milyar dolara çıkarabilecek potansiyele sahibiz. Yeter ki, birileri “kongre pazarlaması”nı ciddiye alsınlar. İşi iyi yapsınlar.

“Kongre pazarlaması” sadece kongre turizminden ibaret değil. Kongrelere katılanlar da sadece turist değil. Biliyoruz ki, kongreye katılanlar kendi ülkelerinde belli konularda ilerlemiş, bilinen, karar verici, bir laf ettiği zaman sözü dinlenen insanlar. Bu insanları memnun edebilirseniz, dünyaya derdinizi anlatabiliyorsunuz. Dünyaya sesimizi duyurmak istiyorsak, yaz-kış bol bol kongre yapmalıyız.

Daha güzel bir Türkiye için daha çok kongre, lütfen.

Kongreler ilgili konuda çalışan akademisyenleri bir araya getirir. Kongre, yeni konuların konuşulmasına zemin hazırlar. Kongre daha sonra pişecek yemekler için tarlaya tohum ekmek gibidir. Hatırlarım, ABD ’80 yıllarda Doğu Avrupa ile ilgili kongreler yapıyordu, sonunda Berlin Duvarı yıkıldı. ‘90’lı yıllarda Türk Dünyasıyla ilgili kongreler yapıyordu. Bütün batılı şirketler, şimdi o ülkelerde milyar dolarlık bağlantılara giriştiler. Şimdi, bizi oradan tekme-tokat atmaya çalışıyorlar.

Kongreler, akademik yayınların seyrini etkiler. Yurt dışındaki bilimsel kongreler, aynı zamanda birer “beyin fuarı” olarak da vazife görür. Orada parlak beyinler kendini göstermek, kendilerinden daha parlak beyinler tarafından keşfedilmek peşine düşerler.

Yanılıyor olmayı çok istiyorum ama maalesef gerçekler bizde böyle tezahür etmiyor, bizim “Pazarlamaİzm’cilerimiz doçentlik sınavına puan yetiştirmek için kongrelere koşuyorlar. Pazarlama kongrelerini pazarlamak durumundaki pazarlamacılar bu gidişe ne zaman dur diyecekler merak ediyorum.

Pazarlamacıların kongresinin “Kaç Gugıllık?” olduğunu merak ettim. Şayet siz de merak ediyorsanız, işte sonuçlar. “11. Ulusal Pazarlama Kongresi” yazdığınızda, Google size sadece 41 link (786 sonuç) veriyor. “Pazarlama Kongresi” karşılığında link sayısı 182 (sonuçlar 9.770)’e, “Pazarola” yı merak ederseniz, 198 (25.800) “Marketingİst”i sorarsanız, 444 (31.500) yere adres veriyor.

Durum budur.

PazarlamaEğitistleri’ne de Pazarlamaİzm’cilere de bol Google’lı günler diliyorum.

1 Yorum:

saat: Cumartesi, Ağustos 30, 2008 10:47:00 ÖS , Blogger sewimsizbilgin dedi ki...

inanılmaz güzel bi yazı yamışsınız elinize sağlık.

 

Yorum Gönder

Kaydol: Kayıt Yorumları [Atom]

<< Ana Sayfa